Haber

Demirtaş açıkladı: Erdoğan neden bize düşman?

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bugün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bizi 7 yıldır hukuka aykırı bir şekilde hücrede tutan ama bize bu kadar düşman olan AKP Genel Başkanı neden? kim bize iftira atmaktan ve hakaret etmekten vazgeçmedi?” not içeren bir bildiri yayınladı.

Demirtaş dün Twitter hesabından bugün saat 19.00’da Erdoğan hakkında açıklama yapacağını söyledi. “Erdoğan bize neden bu kadar düşman?” Demirtaş, “Yarın 19.00’da burada detaylı anlatacağım, lütfen bekleyin” dedi.

Selahattin Demirtaş’ın Twitter adresinden bugün “Erdoğan Neden Bize Düşman?”Başlığıyla birlikte yaptığı açıklama şöyle:

“Erdoğan’ın ‘Selo’ya, daha doğrusu HDP’ye ve Kürtlere karşı bu kadar kinci, öfkeli ve düşman olması, beni nefret nesnesi haline getirmek için oy toplamak istemesi sizce de tuhaf değil mi?

Gerçekten benim “terörist”, “katil” olduğumu mu düşünüyor? Hayır, tabii ki bunun doğru olmadığını biliyor.

Aslında Erdoğan’ın gerçek katillerle bir sorunu yok. Mesela İdlib’de 34 Türk askerini şehit eden Putin’in ayağına gidip dakikalarca kapısının önünde durmasına küsmedi. “Terör devleti” dediği İsrail hükümeti, Suudi prensi, Cemal Kaşıkçı’nın katili ve daha nice katille el sıkışmaktan, onlara “dost” demekten utanmadı.

Peki “Kürt Selo” denilince neden hem iftira atarak hem de düşmanca davranarak seyircisini kışkırtıyor?

Anlatmaya çalışayım.

2014 yılının ortaları olmalı. Heyet olarak İmralı’ya yaptığımız ziyarette Tahlil Süreci devam ederken Abdullah Öcalan ile görüşeceğimiz odaya götürülmeyi beklerken, Cezaevi Müdürü bizi aldı. hapishanenin içindeki başka bir yere. “Buluşma yeri değişti herhalde” diye düşündük. Bizi önce Öcalan’ın yıllarca tutulduğu dar hücreye götürdü. Öcalan hücrede değildi. Hücreyi yaklaşık beş dakika inceledik. Müdür, “Öcalan artık burada kalmayacak” dedi ve hemen yandaki başka bir yere götürdü.

Normal apartmanların ahşap görünümlü çelik kapısı gibi bir kapıyı açtı ve “Burası onun yeni yeri” dedi. Üç hücre yan yana birleştirildi ve üç odalı lüks bir apartman dairesi(!) inşa edildi.

İlk odada normal bir ahşap yatak ve yatak, 1.003 kitaplık bir kitaplık (tüm kitaplar numaralandırılmış ve sıralanmıştır), büyük ekran LED TV ve plastik bir masa ve sandalye vardı.

İkinci odada ise altı kişilik toplantı masası, bilgisayar masası ve küçük ekran LED televizyon bulunuyordu.

Üçüncü oda, ayaklı bir lavabo ve duşakabin içeren, yerden tavana fayans kaplı büyük bir banyoydu. Müdür banyoya küvet de koyacaklarını söyledi. Yaptılar mı bilmiyorum.

İmralı Cezaevi’nde yapılan bu konut(!)’u dolaşırken Öcalan’ı da getirdiler. Onu ilk kez görüyordu. İlk yansıma “Aylardır gürültünün sebebi bu muydu?” oldu. “Evet, artık burada kalacaksın,” dedi müdür gülerek. Öcalan kayıtsızca etrafına bakındı ve “Beni stadyum kadar geniş bir yere koysanız da, hücrede de tutsanız fark etmez, böyle şeylere gerek yok. Göz için yapıyorsanız” dedi. ,yanlış şeyler yapmayın.Önemli olan çözüme,barışa,demokratikleşmeye odaklanmaktır.Yönetmen Öcalan’ın durumuna şaşırdı ve onca emeğin boşa gitmesine biraz üzüldü.Öcalan orada kaldı mı, kaldı mı bilmiyoruz. Erdoğan tarafından Tahlil İşlemleri tamamlandıktan sonra hücreye geri götürüldü.

Cezaevinin üst katına büyük bir toplantı salonu yapılmış, çay-kahve makinesi gibi ekipmanlar yerleştirilmiştir.

Orada da Öcalan akil insanlar heyeti ile görüşecekti. Ben o odayı görmedim ama heyetimizin diğer üyeleri daha sonraki ziyaretlerinde odayı ziyaret ettiler. O aşamada akil insanlar İmralı’ya gidecek, Tahlil Süreci tüm detaylarıyla kamuoyuna duyurulacak ve ardından süreç TBMM çatısı altında devam edecekti.

Şimdi, bütün bunları sana neden anlattım?

Öcalan son görüşmelerimizden birinde bana dönerek, “Siz seçilmiş insanlarsınız, millet iradesini temsil ediyorsunuz ve siz dışarıdasınız. Burada bir adada kıt imkanlarla barış için çabalıyorum, elimden geleni yapıyorum. Bu konuda samimiyim, ciddiyim. Ama hükümetin beni, sizi, halkı aldatmaya çalıştığını, sürece samimiyetsiz yaklaştığını ve kendi çıkarları için kullandığını anlıyorsanız sorumlusunuz. Bana ulaşılamıyorsa kamuoyunu aldatmalarına izin verilmemeli” dedi.

Çünkü Öcalan’ın Erdoğan ve AKP hükümetinin niyetleri konusunda ciddi endişeleri ve şüpheleri vardı ve şüphelerinde haksız da değildi. Cezaevinde kendisine ‘ev’ ortamı sağlanmış olması şüphelerini daha da artırdı. Ve evet, ne yazık ki hiçbirimiz bu konuda yanılmadık.

28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de açıklanan anlaşmanın ardından Erdoğan, Analiz Sürecini üç kez tamamladığını söyledi. Nasıl?

14 Mart’ta “Kürt sorunu diye bir şey yoktur”, 15 Mart’ta “Kardeşim bu ne Kürt sorunu. Artık böyle bir şey yok” diyerek 17 Mart’ta “Türkiye’nin Kürt sorunu yok” dedi.

Şimdi soruyorum; Analiz Süreci var olmayan bir problem için mi yürütülür? Erdoğan, “Sorun yoksa Çözüm Süreci de yoktur” diye düşünüyordu ve bu sözlerle Analiz Sürecini bitirdiğini açıkça belirtmişti.

Daha sonra ne olduğuna hızlıca bir göz atalım.

20 Mart’ta Erdoğan, kelimesi kelimesine bildiği ve oturma düzenine kadar müdahale ettiği bu anlaşmayı “benim böyle bir şeyden haberim yok” diyerek yalanladı.

Aynı konuşmasında, adını bildiği âlimler heyetini yalanlamış, bundan haberinin olmadığını söylemiştir. Akıllı beşeri bilimler komitesi için, “Oraya bir grup gönderilse ne değişirdi?” söz konusu.

Dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç çıkıp, “Cumhurbaşkanımız her şeyi çok iyi biliyor. Ortalık bu olaylardan habersiz kalmanın imkansız olduğunu söyleyecek kadar gergindi.

Erdoğan’ın derdi silah bırakma değil, seçim öncesi açıklamaydı.

Haziran’da seçim vardı ve Erdoğan’ın tek derdi “cumhurbaşkanı” olmaktı. Seçim öncesi Öcalan’ın “Silahlarımızı bıraktık” açıklamasını alıp oylamaya dönüştürmek, 400 milletvekili kazanarak tek başına Anayasa’yı değiştirip “cumhurbaşkanı” olmak istiyordu. Bu olmayınca Kürt sorunu olmadığını söylemeye başladı, her detayını bildiği Dolmabahçe Mutabakatı’nı inkar etti ve bizzat içinde yer almak istediği kişilerden oluşan akil insanlar heyetini yok saydı. .

Öcalan ise önceden kararlaştırılan takvime göre hareket etmekte ısrar etti. “Bu açıklama seçimden önce yapılmazsa, seçimde işime yaramazsa ben ne yapayım” diye düşünen Erdoğan, Analiz Sürecini bitirerek seçim kampanyasını başlattı.

5 Nisan’daki son görüşmenin ardından Öcalan’la tüm görüşmeleri askıya aldı. Son üç haftada 12 kez Erdoğan’la görüşüp ikna etmeye çalıştık. Bakanlar Hakan Fidan’la görüştük, ‘Ya Erdoğan’ı ikna edin ya da görüşelim’ dedik ama Erdoğan kararını vermişti. Yılların emeğini, barış umutlarını, her şeyi “cumhurbaşkanı” olmak için heba etmeyi göze aldı ve oylama olmazsa barış da olmaz dedi.

O günlerde dedim ki, ‘Öyleyse seni başkan yapmayız’. Bu sloganın ücretli Osman Kavala ile alakası yoktur. Partimizin o zamanki resmi politikasının ve ruhunun rafine edilmiş bir versiyonu olarak bize aittir. Biz de bu ruhla seçim barajını aştık ve AKP’den meclis çoğunluğunu aldık. Yani Erdoğan 400 vekil isterken 300 milletvekilinin altına düştü. Sonrasında 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinin ortasında yaşanan dehşeti ve bugünlere nasıl geldiğimizi yaşadık.

Yani Erdoğan’ın saray ve saltanat oyunlarına aldanıp planlarını bozmadığımız için bize bu kadar düşman. Vatansever ya da milliyetçi olduğu ya da barış istediği için değil.

Tüm halkımıza bir davetle bitirmek istiyorum. Sevgili kardeşlerim merak etmeyin. Barışı ve huzuru mutlaka sağlayacağız, ortada, kardeşçe birlikte yaşayacağız. Bundan bugüne kadar rahatsız olan kişi Erdoğan’dır.

14 Mayıs’ta sandığa gidin, sarayı ve koltuğu için ülkeyi ateşe veren, onca zulme uğramış bu kişiye hak ettiği demokrasi dersini verin. Oyunuzu değişim için kullanın.

Mesele tutsaktan çıkıp çıkmamam değil, halkım için 100 yıl hapiste kalacağım ama Erdoğan’ın derdi Selo değil, koltuk. Yeterince açık değil mi?” (HABER MERKEZİ)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

-
Başa dön tuşu